Hakkımızda

“Hayırlısı!” diyerek başladık çalışmaya 🙂

Hikayemiz klişe tanımına son derece uygun; İstanbul’da yaşarken, Ege’de bir kafe açmak, ki biz bunu yaptık. Fena da olmadı ama hoşgörünüze sığınarak hikayeyi biraz – sadece biraz – açacağız. Karı koca, İstanbul’da (Moda) keyfimiz oldukça yerindeyken, radikal bir kararla emekli olunca yaşayacağımız yeri bulmaya karar verdik. Foça’nın o zamanlar o kadar da ünlü olmayan bir köyü olan KOZBEYLİ’de taş bir köy evi satın aldık.

Emekliliğe uzun yıllar olmasına karşın, duramadık ve işleri ayarlayıp Kozbeyli’deki evimize taşındık. 3 yılı aşkın bir süre her gün iş için İzmir’e gidip geldik. Ev ve köyde daha fazla zaman geçirmek için erken emeklilik kaçınılmaz olmuştu; ve nitekim çok sevdiğimiz işimizden vaz geçerek emekliliğimizi ilan ettik.

Önceleri her şey çok keyifliydi ama boş boş oturmak da çok sıkıcı olmaya başladı ve klişeyi gerçekleştirdik: Dersaadet Kahve ve Saire’yi açtık. “Dersaadet Kahve ve Saire” klişe olduğu kadar, tam bir emeklilik projesiydi. Köyün sapa çıkmaz sokağında, insanların ancak tesadüfen bulabileceği lokasyonda, üstüne üstlük adam gibi tabelası bile yok. Gelen herkesin birbiriyle, özellikle de bizimle, sosyalleştiği bu kafede her şeyin özel olmasına özen gösteriyoruz. Dostlarımızın çoğu “Burada sadece Türk Kahvesi gider, espresso, latte istemezler. Boşuna uğraşmayın” dediler. İnadına fanatik kahveseverlerimiz oldu.


Kombucha ile ilgili macera ise kafede yeni bir şeyler ikram etme fikrinden ortaya çıktı. Dostlar yine aynı şeyi söyledi; “Gitmeeeez!”. Bizim bulunması neredeyse imkansız kafemizde bir süre sonra ayda yaklaşık 30 – 40 litre kombucha tüketilmeye başladı. Hatta yetiştiremediğimizden kendimiz içemez olmuştuk bir dönem, hele son hibiskuslu kombucha için sevgililerin tatlı (!) kavgası görülmeye değerdi.

Tüm bunlara karşın, her zaman ki gibi, bizim “aman işi geliştirelim”, “artık büyümeliz” gibi düşüncelerimiz yoktu (Aslında hala yok).

Fakat ah, o sosyal medya yok mu?
Yavaş ama kararlı bir baskı ile karşı karşıya kaldık; bunun üzerine üretim izinlerini alarak başımıza güzel bir iş açtık.

Öncelikle bilinmesinde büyük yarar olduğunu düşündüğümüz nokta var;
Eski mesleklerimizden kaynaklanan standardizasyon saplantımız var. Bu nedenle kullandığımız suyun, bitki çaylarının, kullandığımız şekerin ve tüm üretim sürecinin standartları her seferinde aynıdır. Bu standartları bozmaya da niyetimiz yok 🙂 Yani seri üretime geçip çok beğenilen lezzetimizi bozamayız.

Şimdilik başka kafelere ve internet mağazamızda üç, dört çeşit kombucha sunuyoruz. Kendi kafemizde (Dersaadet Kahve ve Saire) ise küçük küçük farklı çaylarla fermente edilmiş kombucha denemelerimiz oluyor. Yeni kombuchaları öncelikle kendimiz ve yakın arkadaşlarımızla deniyoruz; sonrasında kafemizi ziyaret eden konuklarımıza sunuyoruz. Geribildirimlere göre farklı çaylarla fermente edilmiş kombuchaları da ilerleyen zamanlarda  beğeninize sunacağız.

“Peki KOZBEYLİ 34 KOMBUCHA adı nereden geliyor?” diye soracak olursanız; Foça’nın tarihi ve doğası ile meşhur- son yıllarda da giderek popülerleşen- Kozbeyli Köyü’nde hem yaşıyoruz, hem de kombuchalarımızı üretiyoruz. Evimizin ve dolayısıyla kafemizin kapı numarası da 34.  Yani adresimizden, adımızı türettik 🙂
Site üzerinden bizimle iletişime geçerek kafanıza takılan soruları sorabileceğiniz gibi kafemize de uğrayabilirsiniz.

Görüşmek dileğiyle…